Duy(g)usuz Kıyamet

Umutsuz uyanmak diye bir şey var evet ve ben bugünlerde hep böyle uyanıyorum günü geçirip gelecek düşünmeden gündeme sövüp ülkeden umudunu kesmiş bir halde uykuya dalıyorum . Geçenler de yine böyle bir anımda PERFECT SENSE adında bir film izledim . Adını  “Yeryüzündeki Son Aşk “ şeklinde saçma sapan çeviren çevirmenlere de buradan selam olsun. Adına bakıp klasik şişirilmiş Amerikan romantizmi sanıp onlar yüzünden muhtemelen daha önceden izlememişim. (Birazdan şiddetli spoiler verebilirim  aman dikkat J  ) .  Film beni etkiledi. daha iyi çekilebilir miydi? evet . daha özgün anlatılabilir miydi ? evet ama bu haliyle beni etkiledi ve içine çekti …

Film günümüz kıyamet senaryolarına bir yenisini farklı bir açıdan ekliyor. Öyle uzak düşmanlara doğal afetlere gerek yok size basit ama vurucu bir kıyamet lazım diyen Tanrı ve  İnsanların duyularını bir bir sırasıyla kaybetmesiyle dünyada oluşan kaos ortamını ve bunun arasında da bir aşk ilişkisini anlatıyor. Aşk meşk hep olur da duyuların kaybolması beni  derinden sarstı. Filmden sonra uzun uzun düşündüm belki de bizim  kıyametimiz budur diye…

Film de ilk önce KOKU ALMA duyularını kaybediyor insanlar . kokunun yitirilişini sırasıyla depresyon ve öfke izliyor… ve anlaşılmaz bir açlık krizi beliriyor… bu öyle bir açlık ki, dünyadaki tüm insanlar kriz enasında ne bulurlarsa yemeğe başlıyorlar… tat almadan sadece doyuma ulaşmak istercesine… krizin ardından birbirlerinin gözlerine utançla bakıyorlar…Koku hafızayı canlı tutan, tat alınmasını sağlayan ve sezgileri tetikleyen algıdır. Yitirilen ilk duyunun koku olarak işlenmesi de vurucu oluyor.  Koku ile anılar da gidiyor. Hafızadaki tüm şeyler gerçekliğini bir bir yitiriyor. Güzel bir çiçek kokusu yada benzin ne fark eder yada sevdiğinin kokusu ,anne kokusu . belki babaanne evindeki naftalin bile… hatta manasız deniz ,kokusu olmadan… koku hafızasının yok oluşuna katlanamayacağıma emin oldum ben koku duyusunu kaybeden insanlara yemek yaparken nezleli insanlara yemek yapar gibi yemek yapıyorlar: bol baharatlı, bol tuzlu, bol şekerli vs… yani diğer bir duyguya yüklenilerek yok olan duyunun eksikliği telafi ediliyor. Ardından diğer duyular da sıralanmaya başlıyor yavaş yavaş. Ne zaman bir diğerinin yokluğuna alışıyorlar bir diğeri yok oluyor.

İkinci duyu TAT ALMA duyusu. Başta madem ispirto ile en pahalı kanyak aynı lezzette daha doğrusu lezzetsizlikte, öyleyse un yiyip yağ içelim Yaşasın köpek öldüren zihniyetine girselerde   yine de hayat devam ediyor ve insanlar keyfini çıkarmak istercesine tadını alamasa da farklı lezzette yemekler yemeye devam ediyor. Tat alma duyusunun eksikliği ile yenilir yenilmez herşeye yükleniyorlar . nasılsa havyar ve diş macunu aynı tada sahip …Tad duyusunun da gitmesiyle  işitme duyusu ile hissetmeye çalışıyorlar: Yedikleri şeylerin çıkardığı sesi duyarak zevk almaya çalışıyorlar yediklerinden…

Üçüncü duyu;  DUYMA …duymamak tüm bunların üstüne vurucu bir etki yapıyor özellikle insanların sevdikleri şeyden mahrum kalmaları… bir şeyi duymayı seviyorsan ondan bir şekilde mahrum olmazsın mesajını veriyor film. duymadan çalan müzisyenlerin yaptığı müziği hoparlörlere ellerini yüzlerini dayanarak hissetmeye çalışan, duymadan dinleyen insanları gördükçe o mesajı almamak mümkün mü?.. ya da işitme eksikliğini, işaret dilini kullanıp görme yetisi ile telafi eden ve devam eden hayata adapte olmaya çalışan insanları gördükçe?..

En son kayıp GÖRME duyusu oluyor . Koku almayan,tat almayan işitemeyen insanlar bu sefer göremiyor. Filmde her şeyin karardığı sahneye etkileyici bir müzik bizi alıp götürüyor. görme yetkisinin eksikliğini birbirine dokunma ve birbirinin nefesini hissetme ile gideriyor insanlar ve bu yetmez mi diye sorarak bitiyor film..

Ve filmin sonunda, “görmeye” yüklenen Anlam çok vurucu oluyor.
görmek demek dokunmaya giden yoldur, kim bilir..
dokunmak ise her şeydir, yani en mükemmel duyudur, ama yalnızca dokunma duyusunun yerine hiçbir şey konamaz  . çünkü dokunmak : hissetmek !

İnsanlara bir tek duyu kalıyor : KÖR,SAĞIR ,TAT ALMAYAN ,KOKU ALMAYAN

Ancak  : DOKUNAN yani HİSSEDEN …

İnsan ANCAK , tüm algılarını kaybettikten sonra birbirine sevgi ve farkındalıkla temas etmenin öneminİ farkediyor.  Bütün o hissizliğin içinde dokunmak bize HİSSETME’nin kendisini veriyor. Karanlığın, sessizliğin, tatsızlığın yani hiçliğin ortasında, dokunmak bizi birbirimize bağlayan “en kusursuz algı” olmalı…

Peki gerçekten dokunuyor muyuz ? Gerçekten hissedebiliyor muyuz ?

Tüm duyularımızı  kullanabiliyor muyuz tam anlamıyla ? Biz tüm duyulara sahip olup kıyameti yaşıyoruz .filmde insanlar sırasıyla koklama ,tatma ,duyma ve görme duyularını kaybedıyor en sonra ya hissetmek kalıyor ya belki de günümüz kıyameti sadece hissedememek şeklinde gercekleşiyordur.

Koklayabiliyor muyuz sahi ?

Tadabiliyor muyuz sahi  sahte tatlar verilmiş genetiğine kadar oynadığımız sebzelerin tadını ? Hızlıca atıştırıp özensizce kurduğumuz sofralarda afrika da doğmadıgımız ıcın şükredebiliyor muyuz ? ağaçlardan toplayamadığımız için elmanın içinden çıkan kurdu düşman sanıyoruz oysaki . Yada sütün kutuda olduğunu sanan inekleri tanıyamayançocuklar yetiştiriyoruz.

Duyabiliyor muyuz doğanın sesini … Güzel bir bestenin ahengiyle ne zaman sarsıldık ki … İnsanları duyabılıyor muyuz ? yanıbasımızdakileri mesela… dünyanın bir diğer ucunu duyabilecek teknolojimiz var ama biz duyuyor muyuz  ?

Görebiliyor muyuz güzelliklerini yer kürenin ve vahşiliğini insanoğlunun? Önümüzde olan şeylere kör değil miyiz. En basiti yere çöp atıp kendi körlüğümüzle övünmüyor muyuz.? Ve en acısı gördüğümüz vahşiliklere adaletsizliğe susmuyor muyuz ?

Biz Hissedebiliyor muyuz ? GERÇEKTE ?  Bence hayır …

yediğimiz yemeklerin tadını alıyoruz.

güzel yerler görüyoruz .

hala duyabılıyor ve koklayabiliyoruz ama belki de -gerçekten- hissedemiyoruzdur . içsel olarak hissedemiyoruzdur. baskalarının acılarına sevınclerıne ,dogayı hayvanları olayları ınsanları hıssedemıyoruzdur. belki de biz modern ınsanların kıyameti de böyle gerceklesmeye başlıyordur.

Teknoloji ve yakınlaşan evren belki de uzaklasmamıza sebep oluyordur birbirirmizden hislerimizden.

O yüzden bu kadar yabancılaşıyor bu kadar uzaklaşıyoruzdur. Bombalar patlıyor ve bizler o bu su diyebılıyoruz… Okyanus içindeki balıklardan ve gökyüzündeki yıldızlardan farksız… hatta onlardan bile kötüyüz.

Bizim ölümümüz belki de budur toplum olamayan olmayı beceremeyen  bir bireysellik ve yalnızlıkla…

Bencil ve hissizce…

Olamaz mı sizce de ?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s